Loading...

Duyguları Tanıma ve Duygusal Zeka Gelişimi

Duyguları Tanıma ve Duygusal Zeka Gelişimi

 

Günümüzde, salt zekaya yani IQ’nun ölçtüğü şeye verilen önemin ne kadar aşırıya kaçtığı fark edilmektedir. Hepimizin kendi deneyimlerinden de bildiği üzere, kararlarımızı ve hareketlerimizi şekillendirirken, hislerimiz çoğu zaman düşüncelerimize baskın çıkar. Duygular bize bu kadar hakim olduğu sürece, salt zekaya verilen önemin tek başına bir değeri yoktur.

 

Bildik IQ testlerinin aksine, duygusal zeka puanını ortaya çıkartan bir kalem kağıt testi yoktur ve hiçbir zaman da olmayabilir. Duygusal zekanın, her türlü unsuru hakkında çok fazla araştırma vardır ancak empati gibi bazı yetileri sınamanın en iyi yolu, kişinin o kişiye gösterdiği fiili yeteneği gözlemlemektir.

 

İnceleme sonuçları, empatinin kökünün bebeklik dönemine kadar uzanabildiğini gösteriyor. Neredeyse doğdukları günden itibaren, bebekler bir diğerinin ağladığını duymaktan rahatsız olur. Gelişim psikologları, bebeklerin henüz başkalarından ayrı bir varlık olduklarını tam olarak kavramadan, onların sıkıntılarını kendilerinde var sanarak, onların sıkıntılarından rahatsız olduklarını saptamıştır. Hareket taklidi, bebekler iki buçuk yaşına geldiklerinde davranış repertuarından silinir. O noktada başkasının acısının kendininkinden farklı olduğunu anlar ve diğerini rahatlatabilecek hale gelirler. Gelişmelerinin bu evresinde çocuklar, başkalarının duygusal rahatsızlıklarına gösterdikleri genel hassasiyet bakımından farklılaşmaya başlarlar. Bazıları keskin bir duyarlılığa sahipken bazıları ise umursamaz bir tavır içindedir. Araştırmalara göre, empatik ilgi farklılıklarının büyük ölçüde ailelerin çocuklarını nasıl terbiye ettiklerine bağlıdır. Davranışlarının karşı tarafı nasıl bir sıkıntıya soktuğuna dikkat çeken bir terbiye tarzı, yani ‘yaramazlık yaptın’ yerine ‘bak onu ne kadar üzdün’ denmesi, çocuklara daha fazla empati kazandırır. Araştırmacılara göre, çocuklardaki empatiyi şekillendiren bir diğer etken, biri sıkıntıdayken diğerlerinin ona nasıl yaklaştığını görmektir. Özellikle de sıkıntıda olan kişilere yardımcı olmak konusunda, çocuklar gördüklerini taklit ederek empatik tepki repertuarlarını geliştirirler.

 

Duygusal zeka, en kısa tanımıyla, kendisinin ve başkalarının duygu ve heyecanlarının farkında olma, onları ayrıştırabilme yeteneğini içeren bir zeka türüdür. Bu zeka türü, bebekliğin ilk günlerinden itibaren şekillenir. Ağlayan bir bebeğe, annenin vereceği ilgi ve bu ilginin içeriği, bebek için gittikçe anlamlı hale gelecektir. Çocukların duygusal zekalarının gelişmesi konusunda, ebeveynlerin yapabileceği en önemli şey, çocukların kendilerinin farkında olmalarına yardımcı olmaktır. Onun, farklı olaylara verdiği tepkileri gözlemleyin. Örneğin, utanma, suçluluk, öfke gibi duyguları yaşadığını gördüğünüzde, bu duyguları ifade etmesi için onu cesaretlendirin. Onun yaşadığı duygular her ne olursa olsun, bunlarla baş edebilmesine yardımcı olun. Duygularla baş etmek, onları bastırıp yok saymak değil, sadece uç noktalarda gitmeden yaşamaktır. Hayal kırıklığı yaşayan bir çocuğun, yaşadığı olayları konuşup, duygularını ifade etmesi konusunda onu cesaretlendirmek, onun uç noktalarda sinir krizleri geçirmesine engel olacaktır.

 

Öfke, korku, endişe, hayal kırıklığı gibi duyguları hisseden çocuklar, bunları rahatça dile getirebildiklerinde, rahatlama yaşarlar. Yaşadıkları duygular her ne olursa olsun, onların bu duyguları hisseden ilk ve tek insanlar olmadıkları konusunda yanlarında olmak gerekir. Yani çocuğun yaşadığı duyguları yaşadığımızı belirten anılarımızı anlatmak ya da istediği oyuncak alınmadığı zaman üzülen bir çocuğun hikayesini okumak, onlara, yalnız olmadıklarını hissettirir ve onları rahatlatır. Duygularla baş etme yolları hakkında fikir sahibi olurlar.

 

 

 

Çocukluk Döneminde Sıklıkla Yaşanan Bazı Duygular; Korku, Öfke ve Kıskançlık

 

KORKU

Çocuklar henüz zihinsel gelişimlerini tamamlamamış oldukları için, etraftaki bir çok şey onlara, bizim algımızdan farklı olarak, eksik veya yanlış yorumlayabilirler. Bu sebeple onlara bazı şeyler ürkütücü gelebilir.

 

Korkular hem çocuktan çocuğa göre değişir hem de her yaşta genellikle farklı tiplerde korkular görülür. Örneğin, bir yaşlarındaki bebekler, yüksek ve ani seslere, yabancı nesnelere ve kişilere karşı hassastırlar. İki-dört yaş civarındaki çocuklarda tipik olarak kayıp ve ayrılığa karşı hassasiyet görülür. Yalnız kalmaktan, annenin babanın onları terk edeceğinden korkmaları normaldir. Dört-altı yaş civarında ise, karanlıktan, yalnızlıktan, hayal ürünü yaratıklardan korkarlar. Çocuğun altı yaşından sonra korkuları azalmaya başlar. Bunun sebebi, hayal dünyası ile gerçek dünya arasındaki farkı ayırt edebilmeye başlamasıdır. Kendi hayal ürünü olan korkular gittikçe geride bırakılır.

 

ÖFKE

Bebekler öfkelerini beden dilleriyle ifade etmeye çalışırken, iki-dört yaş arasında duygular, kriz şeklinde yaşanır. Dört yaştan sonra ise, çocuklar şiddetli tepki göstermelerinin onaylanmadığını anlamış olurlar ve somurtmak, hırçınlaşmak, surat asmak, sızlanmak gibi dolaylı ifadeler kullanmaya başlarlar. Gelişen dil becerisi ile artık çocuklar kendilerini daha rahat anlatmaya başladıklarını hissederler ve bu da öfke krizlerinin azalmasına yardımcı olur.

 

Öfke krizleri ile başetmek için, tek bir formül söz konusu değildir. Ancak temelde, sakin ve tutarlı davranışlar sergilemek gerekir.

 

KISKANÇLIK

Kıskançlık, sevilen bir kişinin yitirilmesi korkusu karşısında oraya çıkan bir duygudur. Çocuk, sevdiği kişinin elinden gideceğini düşündüğü zaman bu duyguları yaşar. Henüz kendi işlerini görecek kadar bağımsızlaşmamış, ilgi ve sevgiye muhtaç çocuklar, eve gelen kardeşle beraber, doğal olarak annelerini kıskanmaya başlarlar. Kıskançlığın en temelinde, kendini güvende hissetme ihtiyacı yatar.

 

Kıskançlığı tamamen ortadan kaldırmak pek mümkün değildir. Ancak şiddetini azaltmak için bazı yollar denenebilir. Örneğin, çocuğu, yeni gelecek kardeşin sebep olacağı değişimlere önceden hazırlamak yardımcı olabilir. Kardeşin, sadece ve sadece bir oyun arkadaşı olacağı şeklinde gerçekçi olmayan bir anlatım yerine, çocuklar, olumlu ve olumsuz şeyler konusunda, onların anlayacağı bir dille, bilgilendirilmelidir. Doğumdan sonra da, çocuklara tutarlı, anlayışlı davranmak ve kardeşin doğumuyla, ona duyduğunuz sevgide azalma olmadığını belirten davranışlar sergilemek yararlı olacaktır.

 

Uzman Psikolog İrem SARAÇOĞLU

 

KAYNAKÇA;

Çocuk, Ergen ve Anne Baba – Gül Şendil

Duygusal Zeka – Daniel Goleman